16 EKIM 2006 PAZARTESI GUNLU GAZETELERDEN BASINDA YARGI HABERLERI
| OZDERIN,M. msn : ozderin@hotmail.com |
16 Ekim 2006 Tarihli ve 26321 Sayılı Resmî Gazete MEVZUAT
YÜRÜTME VE İDARE BÖLÜMÜ
MİLLETLERARASI ANDLAŞMA
— Türkiye Cumhuriyeti ile Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası Arasında İmzalanan Garanti ve Kredi Anlaşmaları ile Ek Mektuplar
TEBLİĞLER
— 2006 Yılı Eylül Ayına Ait Dahilde İşleme İzin Belgelerinin (D1) Listesi
— 2006 Yılı Eylül Ayına Ait Vergi, Resim ve Harç İstisnası Belgelerinin (Y) Listesi
— 2006 Yılı Eylül Ayına Ait Hariçte İşleme İzin Belgelerinin (H) Listesi
— 2006 Yılı Eylül Ayına Ait Yurt İçi Satış ve Teslim Belgelerinin (D3) Listesi
— Firma Talebine İstinaden İptal Edilen Dahilde İşleme İzin Belgeleri Listesi
— Re’sen Kapatılan Dahilde İşleme İzin Belgeleri Listesi
Hapse de atsalar ülkemi AB’ye şikayet etmeyeceğim
Devrim Sevimay/VATAN (16.10.2006)
* Siz Sümerleri çok seviyorsunuz?
Ee tabii, yıllardır onları çalıştım.
* Sadece çalışmaktan değil, sanki siz Sümerleri gelmiş geçmiş en uygar halk olarak görüyorsunuz?
Evet, evet, öyle! Çünkü Sümerler bugünkü kültürün temelini kuran bir millet. Evveli yok. Çivi yazısını bulmuşlar ve yaptıkları her şeyi yazmışlar. Mimariyi onlar başlatmış. Kubbe, kemer ve kanallar yapmışlar. Bunlar, fevkalade hesap isteyen şeyler. Matematikte 6’lı sistemi koymuşlar. Bugün hâlâ kullandığımız saat, daire, üçgen hesaplamaları Sümerler’in 6’lı sistemiyle yapılıyor. MÖ 590’larda yaşayan Pisagor’un formülünü biz Sümer tabletlerinde bulduk, Yunanlılar onlardan almış. Astronomi çok önemli. Beş gezegeni tespit etmişler. Keplere kadar altıncıyı bulan çıkmamış. Burçların adlarında hâlâ onların tercümesini kullanıyoruz. Geniş edebiyat anlayışları var. Gılgamış Destanları ve mitolojileri var.
* Yunan mitolojisinin aslında Sümerlerden alıntı olduğu söylenir?
Hem de nasıl. Aynı zamanda Sümer mitolojisiyle Türk mitolojisinde de büyük benzerlikler vardır.
* Tarihte Türkler mi daha eski, Sümerler mi?
Tam olarak bilmiyoruz, ama Türkler daha eski görünüyor. Genel kanı Sümerler’in de Orta Asya’dan gelmiş olduğu yönünde. Bizim meslektaşların arasında yüzde 90 böyle biliniyor.
* Peki bugünkü Sümerler sizce kim?
Bilmiyoruz, Asya’dan Anadolu’ya devamlı bir göç olduğu için kimin ne olduğu belli değil. Şu anki haritaya göre Irak’ın güneyi ve Bağdat’ta yaşamışlar. Oradan Anadolu’ya geldiklerine dair elimizde belge yok, ama bana göre soyumuzda Sümerlilik de olabilir. Çünkü Sümer diliyle Türkçe arasında o kadar benzerlik var ki... Mesela Sümerce alım-Türkçe alımlı, bab-baba, dim-dimdik, es-esmek, gim-kim, güles-güleç, ib-ip, ir-er, kıya-kıyı, ulu-ulu, kusu-koşmak gibi...
* Sümerliler neye inanıyorlarmış?
Dört büyük yaratıcı tanrıları var: Yer, gök, hava ve su tanrıları. Bunların dışında bir de idareci tanrıları var. Ama tanrıçalara da büyük önem veriyorlar. Mesela sosyal-adaleti koruyan bir tanrıça, sanatı koruyan bir tanrıça, bereket ve aşkı koruyan bir tanrıça. Aynı tanrıçaya savaş tanrıçalığı da verilmiş. Aşk ve savaşı birleştiriyorlar.
* Kadın-erkek ilişkisi nasılmış?
Sümerler’de tek eşlilik var. Eğer kadın kendi görevini yapamayacak kadar yaşlanır veya hastalanırsa, ancak o zaman kadının izniyle kocası bir başka kadınla evlenebiliyor. Bu konuda çok güzel bir metin elime geçti. Bir kadın kocasına ikinci bir kadını alırken şöyle bir mukavele yazmış: “Ben bu kadını kocama karı, kendime kardeş olarak alıyorum. Şayet benim koca beni boşamaya kalkarsa kardeşimi de alır giderim.” Bu mukavelenin altına da şahitlere imza attırıyor.
* Resmi nikâh mı yapıyorlarmış?
Yapıyorlar tabii. O kadar tanrıları olmalarına rağmen günlük işlerini hiç tanrılarla yürütmemişler. Son derece laik devlet. Nikâhı bir yetkilinin önünde yapıyorlar. Mukavelesi olmayan evlilik, evlilik sayılmıyor. Bizde Cumhuriyete kadar yoktu böyle bir şey.
* Aşk ne kadar önemli?
Çok önem veriyorlar ki aşk tanrıçaları var. Dünyanın bilinen ilk aşk şiirini onlar yazmış. Sümerli kadın, aşık olup kocasını seçebiliyor.
* O zaman şimdi dava konusu da olan şu malum örtünme bölümüne gelelim: Sümerlerde kimler, neden örtünüyormuş?
Her tanrının bir evi var, onlara mabet diyorlar. Bu evlerde tanrılar için çeşitli şeyler yapılıyor. Neler yapılacağını tanrılar insanlara söylemiyor, insanlar kendileri tanrıları için ne yapmaları gerektiğini anlayıp, yapıyor.
* Yani “vicdan evi” gibi bir şey mi?
Evet, vicdanlarıyla baş başa kaldıkları yer oluyor. Bugünkü kilise, cami ve havralardaki ibadet şekilerinden daha özgürler. Tanrıları hoş tutabilmek için orada danslar yapıyorlar, şarkılar söylüyorlar. İşte bu mabetlerde rahibeler var. Bu rahibelerin bazıları da genel kadınlık yapıyor.
* “Genel kadın” tam olarak ne demek?
Görevi seks yapmak olan kadınlara deniyor. Onlar fahişe değil, bunu para karşılığı yapmıyorlar. Mabetlerde aşk odaları var ve anladığım kadarıyla o odalarda gençlere cinselliği öğretiyorlar. Bunu nereden çıkartıyorum; çünkü Gılgamış Destanı’nda da ormanda, hayvanlarla büyümüş olan adamı insanlaştırmak için bir mabetten rahibe getiriliyor ve ona cinselliği, yemeyi, konuşmayı rahibe öğretiyor. O genel kadın dediğimiz rahibeler Sümerler’de her şeyi öğreten bir varlık olarak görülüyor. Bunu yaparken kendilerini tamamen tanrıya vakfetmiş sayıyorlar. Çünkü Sümerler’de aslında bekaret var. Bekarete önem verilmesine rağmen genel kadınların mabetlerde ilişkiye girebilmesi, bu hizmete verilen kutsal değeri gösteriyor.
ALLAH BİZE AKIL VERMİŞ
* Bekarete önem verildiğini nasıl biliyorsunuz?
Tabletlere göre evlenmeden önce bakire olmadığını söylemeyen kadın boşanırken yarı tazminat alabiliyor.
* Peki bu genel kadınlar başörtüsünü niye takıyorlar?
Onları diğer rahibelerden ayırmak için böyle başörtüsü kuralı konmuş. Sokaktaki fahişeler de başörtüsü takamıyor. Bu sadece mabetlerdeki görevli kadınlara özel bir durum. Tarihteki ilk başörtüsü böyle çıkmış oluyor.
* Sonradan bu iş nasıl tersine dönüyor?
Sümerler’den uzun yılar sonra, M.Ö. 16’ncı yüzyılda, Asurlular birden bire kanun çıkarıyorlar. Diyorlar ki, bundan sonra evli ve dul kadınların da hepsi başını örtecek. Aslında burada, evli ve dul kadınların yasal bir şekilde cinsel ilişkiye girdiklerini düşünerek genel kadınlar gibi örtünmelerini ve kendilerini belli etmelerini istiyorlar.
* Asurlar’da başörtüsü takan kadın, cinsel ilişkiye girmiş, bekareti olmayan kadın anlamına geliyor?
Evet aynen öyle. Ama bunu bazı dinciler yanlış anlayıp “Tarihte ilk başörtüsünü fahişeler taktı” diyorum sanıyor. Oysa ne Sümerler’deki rahibeler fahişe, ne de Asurlar’daki evli ve dul kadınlar.
* Yani örtünme, İslamiyet’ten binlerce yıl önce, kadının toplumdaki statüsünü belirlemek için bulunmuş bir çare?
Benim anlatmak istediğim de bu! Bunu da ben söylemiyorum, tarih söylüyor. Kendimden bir şey eklemiyorum, yorum yapmıyorum, bilimsel tarihi anlatıyorum.
* O zaman Asurlular’dan İslamiyet’in doğduğu döneme gelelim. Orada başörtüsü karşımıza nasıl çıkıyor?
Kızım, ben İslam uzmanı değilim, ama tarih yönünden baktığımızda orada da şöyle oluyor: Hz. Muhammed peygamber olduktan sonra ailesindeki kadınlarla birlikte Mekke’de oturuyor. İnsanlar hangisi Hz. Muhammed’in karısı, hangisi kızı, hangisi cariyesi biliyorlarmış. O yüzden de orada bu kadınlara sataşma katiyen yokmuş. Ama Medine’ye hicret ettikten sonra durum değişiyor. Çünkü Medine çok kalabalık; Hıristiyan’ı, Yahudi’si her milletten insan var. İnsanlar Peygamber’in ailesini tanımıyorlar. İşte bu dönemde Peygamber’e bir vahiy geliyor. Bir ayete göre “Peygamber karıları, peygamber kızları ve mümin kadınlar sokağa çıkarken tanınmayacak şekilde örtünsünler” deniyor. Oysa bir başka yorumda da deniyor ki, “tanınacak şekilde” örtünecekler.
* Bu anlattığınız mantığa göre “tanınmaları” daha doğru değil mi ?
Evet, o daha doğru. Bence “mümin kadınlar” lafı da sonradan eklenmiş bir laf. Çünkü biliyorsunuz, Kuran Peygamber zamanında oluşturulmadı. Ebu Bekir döneminde tanıklardan alınan ayetlerin birleştirilmesiyle yazıldı.
* Zaten Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu da İlahiyat okumamış kişilerin Kuran Müslümanlığı yapmamalarını, asıl ilmi yorumları dikkate almaları gerektiğini söylüyor?
Ama o yorumların da ölçüsü ne olacak? Ondan sonra her ilahiyatçı ayrı bir yorum yapıyor, herkes ayrı bir tarikat kuruyor. Bence her şey Kuran’da açık bir şekilde anlatılıyor. Ama mesela bir ayette diyor ki şarap içme, bir başka ayette de diyor ki, namaza gidemeyecek kadar sarhoş olma. Buradan vicdanına ve aklına en uygun yorumu yapabilirsin. Allah niye bize akıl vermiş? Bu yorumu yapabilelim diye. Aslında bu kâinatın sahibi Allah’ın yanında mikrop kadar bile değiliz. İbadetimize O’nun hiç ihtiyacı yok. O yüzden bence en büyük ibadet kendi kendine iyi insan olabilmektir. Peki nasıl iyi insan olunur; onu da aklınla ve vicdanınla sen bulacaksın!
Asıl günahkar imam nikahını kullananlar
* Hakkınızda dava açan İzmirli Avukat Yusuf Akın kimdir, hiç tanıyor musunuz?
Tanımıyorum, ama merak ediyorum. Aslında İzmir’e bir gidişimde kendisiyle tanışmak istedim. “Nedir seni kızdıran, oturup tartışalım” diyecektim. Canın sıkılır, konuşma dediler, ben de yapmadım.
* Siz kızmadınız mı?
Yok, hayır. Ben de kendime hayret ediyorum, ama dava açıldığından beri bana en ufak bir sinir gelmedi. Fakat tabii bir şeye çok üzülüyorum. Bu çocukları böyle yetiştiren bizler olduk. Bizim neslimiz daha kararlı çıksaymış bugün çocuklarımız da böyle olmazdı.
* Yargılandığınız maddede “Basın yoluyla kişinin mensup bulunduğu dine göre kutsal sayılan değerlere hakaret; halkı kin ve düşmanlığa tahrik etme” deniyor?
Bunu kabul etmiyorum. Kimseye hakaret etmedim, tersine dine hakaret edenlere karşı çıktım. Tarikatlarda seks yapabilmek için imam nikâhı kıyıyorlar. Bunları televizyonlarda görünce çok sinirlendim. İnandığım Allah’ı yerin dibine sokuyorlar. Ben de “Madem imam nikâhını alet ederek bu işi yapacaksınız, o zaman camilerde yapın bari” dedim. Bu söz, yaptıkları kötülük daha iyi anlaşılsın diye söylenmiş bir hiciv. Yoksa oturup da camilere aşk odası yapın der miyim, olacak iş mi? Cami nedir, ben bilmiyor muyum?
Duruşmamda AB temsilcisi istemiyorum
* 1 Kasım’daki duruşmada sizi desteklemeye gelecekler var mı?
Kimseyi çağırmam, ama sürekli telefonum çalıyor “Geleceğiz” diyorlar. Yağmur yağarsa ıslanırlar diye korkuyorum, ama galiba şenlik olacak. (Gülüyor) Hayatımda ilk kez mahkemeye çıkacağım.
* Davanız şu ünlü 301. madde kapsamında olmadığı için belki de diğer davalara olan ilgiye benzemeyecektir?
Kastettiğiniz AB temsilcileriyse zaten gelmesinler. Hapse girecek bile olsam ben Avrupa’ya şikayet etmem ülkemi.
* Evrensel hukuk denilen bir şey var ama?
Olsun, bu bana annemi, babamı komşuya şikâyet etmek gibi gelir. O kadar alçalmadım.
* Bu AB temsilcilerinin ilgilenip ilgilenmediği konusu Rektör Aşkın’ın davasında da gündeme gelmişti?
Ona da davası 301 değil, o yüzden ilgilenmiyoruz dediler, bahane. Asıl sebep Atatürkçü olmamız. Atatürkçülerin başına gelenlerle ilgilenmiyorlar. Laiklikle ilgilenmiyorlar. Çünkü dertleri bizim gelişmemiz, uyanmamız değil. Onların varsa yoksa işleri Türkiye’yi karıştıracak konular.
Mirastan da vazgeçsinler
* Emine Erdoğan’ın başörtüsünü çıkarmasını önermeniz “tuhaf” olmadı mı biraz?
Niye tuhafmış? Evinde ne isterse takar, ama Başbakan’ın eşi olarak dekolte de giyemez, haç da takamaz, türban da takamaz. Öyleyse miras hakkından da vazgeçsinler, ikinci eşi de kabul etsinler, görelim.
3N+1K
Cumhuriyet’in 92 yaşındaki çılgın kızı
KİM: Muazzez İlmiye Çığ, Birinci Dünya Savaşı sırasında doğdu (1914-Bursa), Kurtuluş Savaşı yıllarında ilkokulu okudu, İkinci Dünya Savaşı başladığında Ankara Dil-Tarih’ten mezun oldu. Aynı yıl okul arkadaşı Kemal Çığ’la evlendi. 33 yıl İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde çalıştı. Depolardan bulup çıkardığı yaklaşık 3 bin Sümer tabletinin anlamını tarih ve arkeoloji dünyasına kazandırdı. 1972’de emekli olduktan sonra 8 kitabına 5 kitap daha ekledi. Heidelberg Üniversitesi, Roma ve Londra sergilerinde çalışmalar yaptı. İngilizce ve Almanca biliyor. Pek çok ödülü olan Çığ’ın iki kızı var.
NEDEN: Araya Şeker Bayramı girince unutmanızı istemedik: Cumhuriyet’in 92 yaşındaki çılgın kızı 15 gün sonra ilk kez hâkim karşısına çıkacak. 1 Kasım’da, Beyoğlu 2. Asliye Ceza’da. Şimdiden not edin ve neler olacak; izleyin.
NE ZAMAN: 13 Ekim, Cuma.
NEREDE: Çığ’ın İstanbul’daki evinde.
Adaletsizlik diz boyu!
Gelir dağılımındaki adaletsizlik açısından Türkiye, dünyanın gelir dağılımı en bozuk 55. ülkesi. Bu sıralama sonucuna göre Türkiye, Tanzanya ve benzeri birçok ülkeden daha kötü durumda.
Türkiye'nin girmek için her türlü tavizi verdiği Avrupa Birliği, bütçesinin yüzde 40'ını tarımsal yatırım ve desteklere ayırmışken, bu oran Türkiye bütçesinde sadece yüzde 2.5.
Türkiye Ziraatçılar Derneği Başkanı İbrahim Yetkin, Avrupa Birliği'nin (AB) bütçesinin yüzde 40'ını tarımsal yatırım ve desteklere ayırdığını, bu oranın Türkiye bütçesinde sadece yüzde 2,5 olduğunu bildirdi. Yetkin, yaptığı yazılı açıklamada, Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütünün (FAO) kurulduğu 16 Ekim'in “Dünya Gıda Günü” olarak kutlandığını hatırlatarak, bugün çerçevesinde çeşitli araştırmalardan derlenen verileri, kamuoyunun dikkatine sunduğunu belirtti.
Gıda sorununun en başta tarıma yapılan yatırım sorunu olduğunu belirten Yetkin, günümüzde gelişmiş ülkelerle gelişmekte olan ülkeler arasında tarımsal yatırımlar arasındaki dengesizlik olduğunu kaydetti. Gelişmekte olan ülkelerde açlık sorununun boyutlarının her geçen gün biraz daha büyüdüğünü ifade eden Yetkin, dünyada her gün 28 bin, her saat ise bin 166 kişinin açlıktan yaşamını kaybettiğini belirtti.
“Boyumuzun kısalığı yetersiz beslenmeden”
Yetersiz beslenmenin çarpıcı örneklerinin Türkiye'de de yaşandığını ifade eden Yetkin, şöyle devam etti: “Ülkemiz toprakları çinko yönünden zayıftır. Birleşmiş Milletler desteğiyle yapılan bir araştırmaya göre, ekmeklerimizde yeterince çinko bulunmaması ve başka beslenme kaynaklarının bu ihtiyacı giderme imkanı olmaması nedeniyle her 5 çocuktan biri yaşına göre kısa kalıyor, 5 yaşındaki çocuklardan dörtte biri kronik olarak yetersiz besleniyor, bunların yüzde 8'inde bu durum ciddi sağlık sorunlarına yol açıyor.”
Açlık sınırı altındakilerin gerçek sayısı 3 milyon
Türkiye İstatistik Kurumunun (TÜİK) 2004 yılında belirlediği açlık sınırının 4 kişilik bir aile için 182 YTL olduğunu, ancak aynı dönemde Türk-İş'in bu rakamı 513 YTL olarak belirlediğini anlatan Yetkin, araştırmacıların tahminlerine göre, bu durumda, açlık sınırının altındaki gerçek nüfusun 3 milyonu geçtiğini savundu.
Yetkin, Türkiye'de nüfusun yüzde 40'ının, bir başka deyişle 28-30 milyon insanın yoksul tanımına girdiğini belirtti.
Yoksullar gelirden yüzde 2.3 pay alıyor
Dünya Bankasının ''Dünya Kalkınma Göstergeleri 2005'' raporuna göre, gelir dağılımındaki adaletsizlik açısından Türkiye'nin dünyanın gelir dağılımı en bozuk 55. ülkesi olduğunu belirten Yetkin, bu sıralama sonucuna göre Türkiye'nin Tanzanya ve benzeri birçok ülkeden daha kötü durumda olduğunu savundu. Yetkin, raporun, Türkiye'de nüfusun en yoksul yüzde 10'luk kesiminin gelirden sadece yüzde 2,3 oranında pay aldığını, en zengin yüzde 10'luk kesimin aldığı payın ise yüzde 30,7 olduğunu ortaya koydu.
Tersine 301...
Millete saldırmak... Serbest. Millete saldıranı beğenmemek... Yasak. Mecbursun beğenmeye. Ben hayatımda böyle matrak bir olay görmedim. Tersine 301’dir bu.
Hadise komediye dönüştü. Koca koca gazeteciler diyor ki... “Orhan Pamuk’u hiç okumadım. Ama gurur duyuyorum.” Bazıları da diyor ki... “Okumak için büyük çaba harcadım. Zorladım kendimi... Bir defa, iki defa, üç defa... Olmuyor. Okunmuyor. Ama gurur duyuyorum.”
Açık söyleyeyim... Orhan Pamuk’un fikirlerini dilediği gibi dile getirmesini sonuna kadar savunurum. Cezayla olmaz. Asla. Çünkü bizi fikir yıkmaz. Asıl fikirsizlik yıkar. Hatta “aykırı fikir” olmazsa “tek tip fikir” daha zararlı bile olabilir. Ama mecbur muyum beğenmeye? Zorla gurur duyulur mu yahu? Tersine 301’dir bu. Tersine 301.
15.10.2006 / YILMAZ ÖZDİL / SABAH
Şemdinli davasında sanık astsubaylar temyize başvurdu
ANKARA - Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, Hakkari'nin Şemdinli ilçesinde meydana gelen olaylarla ilgili yargılanan sanık astsubaylar Ali Kaya ve Özcan İldeniz'e, "Adam öldürmek, çete kurmak ve adam öldürmeye teşebbüs etmek" suçlarından 39 yıl 5 ay 10 gün hapis cezasına çarptırılmasına ilişkin kararın, usul eksikliği, eksik soruşturma ve esastan bozulmasını istedi.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, Van 3. Ağır Ceza Mahkemesi'nin, Hakkari'nin Şemdinli ilçesinde meydana gelen olaylarla ilgili yargılanan sanık astsubaylar Ali Kaya ve Özcan İldeniz'e, "Adam öldürmek, çete kurmak ve adam öldürmeye teşebbüs etmek" suçlarından verdiği 39 yıl 5 ay 10 gün hapis cezasının temyiz istemine ilişkin tebliğnamesini tamamladı.
Başsavcılık, sanıklar hakkında verilen cezanın usul eksikliği, eksik soruşturma ve essatan bozulmasını istedi. Dosya, temyiz incelemesini yapacak olan Yargıtay 9. Ceza Dairesine gönderildi.
YÖK Başkanı Teziç, "Legion d'Honneur Nişanı"nı Fransa'ya iade etti
ANKARA - Yükseköğretim Kurulu (YÖK) Başkanı Prof. Dr. Erdoğan Teziç, 17 Eylül 2004'de Fransa Cumhurbaşkanı Jacgues Chırac'ın kararıyla kendisine verilen liyakat nişanını Fransa'ya iade ettiğini açıkladı. Teziç, nişanını, Fransa Ulusal Meclisi'nin Ermeni soykırımını reddedenlere ceza öngören yasa önerisini kabul etmesi nedeniyle iade ettiğini bildirdi.
Teziç, Fransa'da en yüksek nişan kabul edilen Commandeur de la Legion d'Honneur Nişanı'nı bir mektup eşliğiyle Fransa Cumhurbaşkanı Chırac'a gönderdi. Teziç'in mektubu şöyle: "Sayın Cumhurbaşkanı. Yapılan açıklamalarda, bu önerinin milletvekillerinin girişimiyle gündemde yer aldığı, hükümetin bunun dışında kaldığı yer yer tarafınızdan dile getirilmektedir. Oya, Ekim ayı başında, Ermenistan'a gerçekleştirdiğiniz resmi ziyarette, 'Türkler'in Ermeni soykırımı yapmış olduğunu' ifade etmekle, bu konunun Fransa'nın bir devlet politikası olduğu, hukuken bütün açıklığıyla teyit edilmiştir. Ermeni soykırımının inkarını suç sayan metin, henüz kanunlaşmamış olsa da, bu konunun Fransa'nın bir devlet politikası haline gelmiş olması karşısında, sizin tarafınızdan, Türkiye'deki büyükelçiliğiniz aracılığıyla bana tevdi edilen, Fransa'nın en yüksek devlet nişanlarından biri olan 'Commandeur de la Legion d'Honneur'u taşıyamayacağım için mektubumla iade ediyorum."
Teziç, Türkiye'de bu madalyaya sahip tek kişiydi ve nişanla birlikte resmedildiği fotoğraflar geçtiğimiz günlerde arşivlerden çıkartılıp yeniden yayınlanmıştı.
Avrupa Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso, 'Türkiye'nin AB üyeliği 15-20 yıldan önce beklenmemeli' dedi
AVRUPA Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso, AB üyeliği konusunda büyük bir çaba içinde olan Türkiye'ye 'Hayale kapılma, üyelik çok zor' mesajı verdi. Barroso, Türkiye'de reformların yavaşlığından dolayı 'endişeli' olduklarını söyledi. İngiliz BBC televizyonuna mülakat veren Barroso, 'Türkiye konusunda endişeliyiz, çünkü reformların ritmi bizim bakış açımıza göre yavaş. Siyasi ve ekonomik bütün kriterlere uyarsa, Türkiye'nin aramızda olması çok iyi olacak diye düşünüyorum. Şu anda durum bu değil. Türkiye'nin AB üyeliği 15-20 yıldan önce beklenmemeli' dedi.
Türkiye problem
Mülakatında AB Komisyonunun 8 Kasım'da yayımlayacağı ilerleme raporuna da değinen Barroso, 'Türkiye uzun vadeli bir problem. Farklı gelenekleri olan bir ülke. İyi yönde çabalar sarf edildi, ama şu anda bize doğru gelen parkurda teşvik edici olmayan haberler alıyoruz. AB üyeliğine doğru yakınlaşma sürecindeki Türkiye'de ilerlemeler ya da ilerlemelerdeki eksiklikler konusunda çok ciddi, çok objektif bir rapor 8 Kasım'da yayınlanacak' diye konuştu. Barroso, Türkiye meselesinin, 1 Ocak 2007'den itibaren AB'nin Bulgaristan ve Romanya ile genişlemesinden 'tamamen farklı' olduğunu da ifade etti. AB Komisyonu Başkanı Barroso'nun, bugün İngiltere Başbakanı Tony Blair ile bir araya gelmesi bekleniyor.
16.10.2006
Yargıtay, Şemdinli kararını bozuyor
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı,Hakkari'nin Şemdinli ilçesinde meydana gelen olaylarla ilgili yargılanan sanık astsubaylar Ali Kaya ve Özcan İldeniz'e, ''Adam öldürmek, çete kurmak ve adam öldürmeye teşebbüs etmek'' suçlarından 39 yıl 5 ay 10 gün hapis cezasına çarptırılmasına ilişkin kararın, usul eksikliği, eksik soruşturma ve esastan bozulmasını istedi.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, Van 3. Ağır Ceza Mahkemesi'nin, Hakkari'nin Şemdinli ilçesinde meydana gelen olaylarla ilgili yargılanan sanık astsubaylar Ali Kaya ve Özcan İldeniz'e, ''Adam öldürmek, çete kurmak ve adam öldürmeye teşebbüs etmek'' suçlarından verdiği 39 yıl 5 ay 10 gün hapis cezasının temyiz istemine ilişkin tebliğnamesini tamamladı.
Başsavcılık, sanıklar hakkında verilen cezanın usul eksikliği, eksik soruşturma ve essatan bozulmasını istedi.
Dosya, temyiz incelemesini yapacak olan Yargıtay 9. Ceza Dairesine gönderildi.
Koca dayağı ve seks suçuna uzlaşma yok
Meclis ceza yasalarında yaptığı kapsamlı değişikliklerin yarattığı sorunları ve karmaşayı yeni bir değişiklikle gidermeye hazırlanıyor. Teklifle, aile içi şiddet suçları ile taciz ve tecavüz gibi cinsel suçlarda uzlaşma yolu kapatılıyor. Aile içi şiddet uygulayan eşlere uzlaşma yolunu kapatan düzenleme AKP'li Halil Ürün'ün dövdüğü eşiyle uzlaşarak hakkındaki fezlekeden kurtulmasını önlüyor.
AKP hazırladı
TBMM Adalet Komisyonu'nda Salı günü ele alınarak hızla yasalaştırılması planlanan yasa teklifi AKP milletvekillerince hazırlandı. Teklifin aceleyle gündemin önüne çekilmesinin nedeni ise, TCK'ya uyum için hazırlanan 650 maddelik yasa tasarısında uzlaşma sağlanamaması. Tasarının yasalaşmasının son derece zor olduğunun görülmesi üzerine hazırlanan teklifte, krize yol açan Abdullah Öcalan ile ilgili soruna çözüm getiriliyor. CHP'nin Öcalan'ın cezaevinden çıkmasını sağlayacağı itirazına neden olan etkin pişmanlık düzenlemesi yeniden kaleme alındı. Buna göre terör suçlarını işleyenler, etkin pişmanlıktan sadece bir kez yararlanabilecek. Böylece bir kişiye birkaç kez ceza indirimi yapılması ve cezaevinden çıkması önlenecek. Türk adalet sistemine yeni giren uzlaşma kavramını da yeniden düzenliyor. Bazı suçlarda tarafların uzlaşma yoluna gitmesine olanak tanı- Nmasına yönelik hükümler TCK'dan çıkarılarak Ceza Muhakemesi Yasası'na konuluyor. Yeni düzenlemeye göre, soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı suçlar uzlaşma kapsamında olacak. Ancak, aile içi şiddet ayrı bir kategoriye alınarak uzlaşma dışına çıkarılıyor. Buna göre şikayete bağlı olup olmadığına bakılmaksızın aile içi şiddet hariç olmak üzere "kasten yaralama, taksirle yaralama, konut dokunulmazlığının ihlali, çocuğun kaçırılması ve alıkonulması ve ticari sır, bankacılık sırrı veya müşteri sırrı niteliğindeki bilgi veya belgelerin açıklanması" suçları uzlaşma kapsamında olacak.
Ancak, soruşturma ve kovuşturması şikayete bağlı olsa bile, taciz ve tecavüz gibi cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda uzlaştırma yoluna gidilmeyecek. Aile içi şiddet uygulayan eşlere uzlaşma yolunu kapatan düzenleme AKP'li Ürün'ün eşini dövmesi nedeniyle hakkında düzenlenen fezlekeden kurtulmasını da önlüyor. Teklife göre, uzlaşma kapsamındaki suçlarda Cumhuriyet savcısının kendisi ya da
Hava korsanı cezayı duydu, bileğini kesti
La Gazzetta del Mezzogiorno gazetesinin haberinde, Brindisi Cezaevi'nde tutulan Ekinci'nin bileklerini kestiği, bir gardiyanın müdahalesi neticesinde kurtarıldığı belirtildi. Bileklerinden yara alan Ekinci'nin hayati tehlikesinin söz konusu olmadığı kaydedildi. Gazete, intihar girişiminin, Ekinci'nin 7-12 yıl hapis cezası alabileceğini öğrenmesinden kaynaklandığını yazdı.
Terör tazminatı istismar yolu oldu
CUMHURİYETÇİ AVUKATLAR GRUBU
Temyize götürdüler
Isparta'da kadın başkan
15 bin 594 avukatın oy kullandığı seçimlerde 6 bin 387 oy alarak üçüncü Kolcuoğlu üçüncü kez başkankez başkanlığa seçilen Kolcuoğlu, avukatların barolarına sahip çıktıklarını dile getirdi. Kolcuoğlu, baroyu hiçbir farklılık gözetmeden geleceğe götürmek üzere hizmetlerine devam edeceklerini belirtti.
Seçime geniş katılım
'Kritik döneme girildi'
Doktorların yüzde 54,9'u hediyeyi çeşitli gerekçelerle 'kabul edilebilir' bulduklarını söylerken, yüzde 45,1'i ise doğru bulmadıklarını açıkladı. İlaç firmaları, doktorlara kalem, defter, anahtarlık ve hesap makinesinin yanında cep telefonu, bilgisayar, televizyon ve klima gibi pahalı ürünler de hediye ediyor. Firmaların hekimleri bu yolla ikna ederek kendi ilaçlarını daha fazla satmak istedikleri, dolayısı ile rüşvet sayılması gerektiği konusunda iddialar var. Ancak hekimlerin yarısından çoğu bu ilişki biçiminde bir yanlışlık olmadığını düşünüyor. İlaç firmalarından hediye almayı doğru bulmayan doktorlar ise, "Hediye alan, kendini borçlu hisseder. Toplumun gözün-de mesleğin değeri yıpranır. Hasta için uygun olmayan ilaçların yazılmasına yol açabilir. " diyor.
Necip Çakır - Sağlık Muhabiri
16/10/2006
Fethi dedeye 301. maddeden 16 ay hapis
NEZİH GÜROL İstanbul
Dördüncü dün ilk olarak, Göztepe’ye cami yapılması konusunda İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş’a hitaben yazdığı yazı nedeniyle İstanbul 1. Sulh Ceza Mahkemesi’nde hakim karşısına çıktı. Dördüncü suç kastının olmadığını belirterek, beraatini istedi.
Mahkeme Topbaş’a karşı eylemin eleştiri ve ağır eleştiri sınırları içinde kaldığını belirterek sanığın beraatine karar verdi. Ancak Erdoğan'a karşı sanığın eyleminin eleştiri sınırlarını aşarak onur kırıcı, aşağılayıcı nitelikte hakaret anlamı taşıyan sözlerden oluştuğu kanaatiyle 1 yıl hapis cezası veren mahkeme, sanığın duruşmadaki iyi halini göz önüne alarak cezayı 10 ay hapse indirdi. Mahkeme, sanığın "yaşını" ve "yargılama süreci sonunda gözlenen pişmanlığını" dikkate alarak cezayı 6 bin YTL adli para cezasına çevirdi.
Şeref defteri
Mahkeme, Başbakan Erdoğan’a yönelik önceki davada mahkum olan sanığın, aynı şikayetçiye karşı aynı tarihte işlenen hakaret eylemi nedeniyle davanın reddine karar verdi.
24 taksitle ödeyecek
16/10/2006
Yazarlar / Deniz Ülke Arıboğan
Tarih, yasa, hukuk
Yazarlar / Deniz Gökçe [ Akşam ]
Değişim ve esas sorunlar!
Ne kadar küfür, o kadar ödül
14.10.2006 / Yiğit Bulut / Yorum [ Referans ]
Tesadüfe bak, Fransızların sözde “Ermeni soykırımını” kabul etmelerinden dakikalar sonra Nobel ödülü (kendi cümleleri ile aktarıyorum) “Türk, Ermeni ve Kürtleri kırdı. Türkler, 1915’te 1 milyon Ermeniyi kesti. Soykırım yaptı. 1983’ten sonra da 30 bin Kürtü öldürdü” tezini kitapları ile dünya kamuoyuna yayan büyük yazar Orhan Pamuk’a verildi.
Tesadüfe bak... Bu karar geçip de karara dayanak olan tezin sahibi ödül almadan 48 saat önce Irak Parlamentosu ülkeyi resmen 3’e bölen ve Kuzey Irak’ı “Kürdistan” ilan eden kararı kabul etti.
Tesadüfe bak... Irak bölünüp, Fransa Türkiye üzerine gelip, büyük yazarımız ödül alırken aynı saatte Türkiye ve ABD tarafından atanan terör koordinatörleri “PKK’ya karşı silah kullanılması için iki tarafın da mutabakatı gerekir” tezi üzerinde anlaşıp, bunu Türk kamuoyu ile paylaştılar. Böylece Türkiye, resmi olarak askerlerini şehit eden terör örgütüne karşı savunma hakkını ABD ile paylaşarak “bağımsız ve egemen bir devlet olma iddiasından” vazgeçti.
Tesadüfe bak... Bütün bunlar olurken Türkiye’yi tarihinin en büyük borç batağına sokan Kemal Derviş, Türkiye’de bitiverdi. Ekranlarda boy gösterip “Aman cari açığa dikkat, sizin kimseye kafa tutacak haliniz yok, her yeriniz açıkta, ses çıkarmayın” mesajı verdi.
Şov değil, net tavır önemli
Değerli dostlar, bazı köşe yazarlarımızın “tesadüf” dediği bu olanlardan bir Türk vatandaşı olarak tam tabiri ile acı duyuyorum, içim acıyor. Ülkem nereye sürükleniyor? Neler oluyor? Türkiye hakkında oynanan oyun ne? Makro plan hangi aşamada? Bütün bu sorular beni boğuyor, aklımı başımdan alıyor ve işin kötüsü, bana umut verecek en küçük bir ışık bile göremiyorum.
Sonuç: Konuyu daha fazla uzatmadan sizleri bu tesadüfleri düşünmeye davet ediyor ve bütün Türk kamuoyunu “oda başkanlarının Fransa’ya şov yapması” gibi komik tepkiler harici daha net tavır almaya en önemlisi “nereye gidiyoruz” sorusunu sormaya davet ediyorum.
Not 1: Bu yazıda detayına değinmeyeceğim fakat Fransa’da geçen tasarının bir de “cep tarafına” veya birileri adına “ekonomik” yönüne bakmak lazım. “Ermeni diasporası” yıllık 400 milyon dolara yakın bir parayı bu işe harcıyor. Bu noktada şunu düşünün: Ermeniler, hiçbir ilgisi olmamasına rağmen, kendini bu işe vakfeden bazı Fransız milletvekillerini, satın almış olabilir mi? Hayatında hiçbir ideali olmayan “sarhoş” bir Fransız vekil bu işten “100.000 euro alıp” elini kaldırsa ne kaybeder?
Not 2: Türkiye’de, bazı yazarlarımız tarafından “demokrasinin beşiği” olarak tarif edilen Fransa’nın, görünen kısmını biraz kazıyınca şu iki ilginç detay ortaya çıkıyor:
* Amerikan ordusu Normandiya’ya çıkmasaydı, Fransızlar bugün Almanca konuşuyor olacaklardı.
* Marshall Planı’nın detaylarına bakarsanız, Almanların elinden fiilen Amerikalılar tarafından kurtarılan Fransızların cebine konan para tam o günün parasıyla 3 milyar dolar. Bu noktada "Türkiye, Amerika’nın Marshall yardımıyla ayağa kalktı" diyenlere duyuralım: Türkiye’nin aldığı para 300 milyon dolardan bile az.
| Basinda Yargi Haberleri... |
| Canım Babam Hasan ÖZDERİN ’in Aziz Hatırasına, ( 13 Aralık 2004 – Söz Eylemini Yitirdi...) Derleme : Metin OZDERIN |
| OZDERIN,M. |
| msn: ozderin@hotmail.com |
